İzmir’deki Smyrna Kazıları 2 Bin 700 Yıllık Şehir Planını Ortaya Çıkardı
İzmir Büyükşehir Belediyesi‘nin 2014 yılından bu yana desteklediği Smyrna Antik Kenti kazıları, 2 bin 700 yıl önceki planlı şehir yaşamını ve yaklaşık 5 bin yıllık gümüş takı hazinesini gün yüzüne çıkarıyor. Bayraklı Höyüğü’nde yürütülen arkeolojik çalışmalar, antik kentin mimarisinden üretim kültürüne uzanan geçmişine ışık tutuyor.
2 Bin 700 Yıl Önce Planlı Kent Yaşamı
Kazılarda ortaya çıkarılan bulgular, antik Smyrna’da kent yaşamının ihtiyaçları gözetilerek bir yerleşim düzeni oluşturulduğunu gösteriyor. Birbirini dik kesen sokaklar, yapı adaları, kamu yapıları ve üretim alanları, günümüz şehir planlamasını hatırlatan bir düzenin izlerini taşıyor.
Bayraklı Kazı Başkanı, Ege Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aylin Ümit Erdem, milattan önce 7. yüzyıldan itibaren gelişen kent planının önemine dikkat çekti. Erdem, “Bayraklı Höyüğü’ndeki mimari verilere baktığımızda, özellikle milattan önce 7. yüzyıldan itibaren gelişmiş bir şehir planının varlığını görüyoruz. Ana caddeleri dik kesen ara sokaklardan oluşan, bugün ızgara planlı yerleşim modeli olarak tanımladığımız bir düzen söz konusu” dedi.
Smyrna’daki bu düzen, antik dünyada planlı yerleşim anlayışının erken örnekleri arasında değerlendiriliyor. Yüzyıllar sonra Hippodamos’un adıyla anılacak ızgara planlı kent modelinin erken izlerini taşıyan yerleşim, antik insanların yalnızca barınma ihtiyacını değil, ortak yaşamın gerekliliklerini de dikkate aldığını ortaya koyuyor.
Athena Caddesi’nin Üç Asırlık Tarihi
Antik kentin önemli ulaşım akslarından Athena Caddesi, önünden geçtiği Athena Tapınağı’ndan adını alıyor. Doğudaki anıtsal giriş kapısına bağlanan cadde, milattan önce 7. yüzyıldan 4. yüzyılın sonlarına kadar aynı doğrultuda kullanıldı. Erdem, caddenin kent içindeki önemini şöyle anlattı: “Athena Caddesi, şehrin ana merkez caddesi olarak kabul ediliyor. Doğu surları üzerindeki anıtsal giriş kapısına bağlanıyor. Milattan önce 7. yüzyıldan başlayarak 4. yüzyılın sonuna kadar aynı aks üzerinde kullanıldığını biliyoruz.”
Antik Smyrna’nın en önemli yapılarından Athena Tapınağı da kentin mimari gelişimini gösteren buluntular arasında yer alıyor. Milattan önce 7. yüzyıldan itibaren kullanılan ve zaman içinde farklı eklemelerle yenilenen tapınak, 6×10 sütunlu planıyla Batı Anadolu’nun erken taş tapınak örnekleri arasında değerlendiriliyor. Yapının bulunduğu alanın teraslarla yükseltilip sağlamlaştırılması da mimarinin arazi koşulları dikkate alınarak şekillendirildiğini gösteriyor.
Harçsız Surlarda Mühendislik Hesabı
Smyrna’nın savunma duvarları, antik dönemin inşaat tekniklerine ilişkin önemli bilgiler sunuyor. Kazılarda farklı dönemlere tarihlenen üç savunma duvarı evresi belirlendi. En erken evre milattan önce 9. yüzyıla, ikinci evre 8. yüzyıla, son evre ise 7. yüzyıla tarihleniyor. Erdem, duvarların yapım tekniğine ilişkin, “Savunma duvarlarına baktığımızda taş blokların arasında harç veya beton gibi bir sistem bulunmadığını görüyoruz. Duvarlar, taşların birbirine kilitlenmesiyle oluşturuluyor” dedi.
Doğu savunma hattında ortaya çıkarılan anıtsal giriş kapısı da özgün yapısıyla dikkat çekiyor. İki kule arasına yerleştirilen kapıların aksine Smyrna’da tek kuleyle desteklenen ve rampalı bir yolla kente bağlanan bir giriş sistemi tespit edildi.
5 Bin Yıllık Gümüş Hazine
Smyrna’nın geçmişine ışık tutan en dikkat çekici buluntulardan biri, 2019 yılında ortaya çıkarılan gümüş takı topluluğu oldu. Erken Tunç Çağı tabakalarında, bir yapının taban köşesindeki çömleğin içinde bulunan yaklaşık 406 gram ağırlığındaki hazinede spiral yüzükler, alın bantları ve granül tekniğiyle yapılmış takılar yer alıyor.
Erdem, gümüş hazinenin önemini şu sözlerle anlattı: “Bayraklı’da bulduğumuz en kayda değer buluntulardan biri, 2019 yılında açığa çıkardığımız gümüş takı hazinesi. Troya hazinelerinden bildiğimiz benzer buluntuların burada da ortaya çıkması, Bayraklı’nın erken dönemlerdeki ekonomik ilişkilerini anlamamız açısından önemli. Bu buluntular, İzmir’in en eski kuyumcularına ilişkin veriler olarak da değerlendirilebilir.”
Kazılarda bulunan buğday, arpa, hayvan kemikleri, öğütme taşları ve depolama kapları, tarım ve hayvancılığın antik Smyrna’nın beslenme düzeninde önemli yer tuttuğunu gösteriyor. Ocaklarda ve küllü alanlarda bulunan yanmış deniz kabukları ise deniz ürünlerinin de tüketildiğini ortaya koyuyor. Ayrıca pişmiş toprak ve taştan yapılmış ağırşaklar ile dokuma ağırlıkları, dokumacılığın yerleşimin üretim yaşamında önemli bir yere sahip olduğunu gösteriyor.
Smyrna, dünya edebiyatının önemli isimlerinden Homeros‘la ilişkilendirilmesiyle de dikkat çekiyor. İlyada ve Odysseia destanlarının anlatıcısı olarak kabul edilen Homeros’un, bazı antik çağ yazarlarına göre milattan önce 8. yüzyılda Smyrna’da yaşadığı aktarılıyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı