Canlı yayın6 Temmuz 2026 Pazartesi
☀️ İstanbul 28°C⛅ Ankara 31°C🌤️ İzmir 33°C💵 Dolar 39,94 %0,18💶 Euro 46,91 %-0,07🥇 Gram Altın 4.275 %0,43₿ Bitcoin 108.450$ %1,12☀️ İstanbul 28°C⛅ Ankara 31°C🌤️ İzmir 33°C💵 Dolar 39,94 %0,18💶 Euro 46,91 %-0,07🥇 Gram Altın 4.275 %0,43₿ Bitcoin 108.450$ %1,12

Türkiye’deki şirketlerin ‘ü elektrikli araçlara geçiş yapıyor veya planlıyor

Türkiye’deki şirketlerin yarısından fazlası, elektrikli araç dönüşümüne hız verdi. TEB Arval desteğiyle yayımlanan Arval Mobility Observatory Filo ve Mobilite Barometresi 2026 araştırması, 33 ülkede 10 bin 157 yöneticinin katılımıyla gerçekleştirildi. Sonuçlar, firmaların artık strateji geliştirme aşamasını geride bırakıp uygulamaya geçtiğini gösteriyor.

Elektrikli araç kullanımında yüksek oran

Araştırmaya göre, Türkiye’deki şirketlerin %54’ü bataryalı elektrikli araçlar (BEV), şarj edilebilir hibrit araçlar (PHEV) veya hibrit araçlar (HEV) gibi alternatif enerji teknolojilerini kullanıyor ya da önümüzdeki üç yıl içinde kullanmayı planlıyor. Halihazırda şirketlerin %27’si filolarında en az bir elektrikli araca sahip. Önümüzdeki üç yıl içinde binek araç filolarındaki elektrikli araç oranının %12’ye ulaşması bekleniyor.

Bu dönüşümün arkasındaki temel motivasyonlar arasında sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak, karbon emisyonlarını azaltmak ve geleceğin mobilite ihtiyaçlarına hazırlıklı olmak yer alıyor. Araştırma, elektrifikasyonun artık kısa vadeli bir tercih değil, uzun vadeli dönüşüm stratejilerinin temel unsuru haline geldiğini vurguluyor.

Şarj altyapısı en büyük engel

Elektrikli araçların yaygınlaşmasının önündeki en kritik eşik, şarj altyapısı. Araştırmaya katılan şirketlerin %68’i, elektrikli araç kullanımının önündeki engellerden birinin şarj noktaları olduğunu belirtiyor. Buna rağmen, tüm şirketler en az bir şarj politikası uyguluyor veya uygulamayı planlıyor. TEB Arval Genel Müdürü Fatih Deynek, konuyla ilgili şunları söyledi:

“2026 Barometresi, Türkiye’de filo yönetiminin yeni bir evreye geçtiğini gösteriyor. Şirketler artık elektrifikasyonun gerekliliğini tartışmaktan çok, bu dönüşümü nasıl daha verimli ve sürdürülebilir şekilde hayata geçireceklerine odaklanıyor.”

Deynek ayrıca, mobilite anlayışının değiştiğini ve şirketlerin çalışanlarına daha esnek, sürdürülebilir ve kapsayıcı ulaşım çözümleri sunmaya yöneldiğini belirtti. “Çevresel hedefleri mali disiplinle buluşturan, veriyi etkin yöneten ve çalışan beklentilerine çeviklikle yanıt veren şirketler rekabet avantajı sağlayacak” dedi.

İkinci el araç pazarı ve veri odaklı yönetim

Araştırmada ikinci el araç pazarına ilişkin veriler de dikkat çekiyor. Türkiye’de şirketlerin %31’i filolarında ikinci el araç kullanırken, %44’ü önümüzdeki üç yıl içinde ikinci el araçları filolarına dahil etmeyi planlıyor. Ayrıca şirketlerin %27’si ikinci el araç finansmanında operasyonel kiralamayı tercih ediyor veya etmeyi değerlendiriyor.

Veri odaklı filo yönetimine ilgi de artıyor. Türkiye’de filo yöneticilerinin %45’i performans yönetimi konusunda daha fazla desteğe ihtiyaç duyarken, %24’ü filo optimizasyonu alanında danışmanlık desteği istiyor. Otomatik araç performans takibi, önleyici bakım sistemleri ve gerçek zamanlı araç izleme çözümleri en çok talep edilen teknolojiler arasında. Şirketler, dijitalleşme ve veri odaklı yaklaşımı stratejik bir öncelik olarak görüyor.

Çalışan mobilitesinde dönüşüm

Çalışan mobilitesi alanında da dönüşüm hız kazanıyor. Türkiye’de şirketlerin %91’i en az bir mobilite politikası veya çözümünü uyguluyor ya da uygulamaya hazırlanıyor. Araç paylaşımı, mobilite bütçeleri ve toplu taşıma destekleri giderek daha fazla tercih edilirken, bu çözümler yalnızca operasyonel verimlilik için değil, çalışan memnuniyeti ve yetenek çekimi açısından da stratejik bir araç olarak görülüyor.

Araştırma, Türkiye’de filo ve mobilite sektörünün çevresel sürdürülebilirlik, operasyonel verimlilik ve çalışan deneyimi ekseninde önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini ortaya koyuyor. Şirketler artık yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla kalmıyor; bu yatırımların maliyet, operasyon ve insan kaynağı üzerindeki etkilerini de bütüncül bir yaklaşımla yönetmeye odaklanıyor.