Ekonomist Rıfat Gencal’ın yaptığı çarpıcı hesaplama, Türkiye’nin sıcak para bağımlılığının ağır maliyetini gözler önüne serdi. 2024 yılı başından bu yana ülkeye giren yaklaşık 20 milyar dolarlık ‘carry trade’ sermayesi, sadece 27 aylık bir sürede dolar bazında reel olarak yüzde 66 getiri elde etti. Bu yüksek getirinin Türkiye’ye faturası ise yaklaşık 13 milyar dolar oldu. Gencal, bu paranın kamu yatırımlarına aktarılması halinde kaç hastane veya okul yapılabileceğini sorgulayarak, mevcut sistemin sürdürülebilirliğini tartışmaya açtı.
Sıcak Paranın Yüksek Maliyeti ve Riskleri
Yüksek faiz veya kısa vadeli kazanç amacıyla ülkeler arasında hızla hareket eden sıcak para, küresel piyasalardaki risk iştahındaki ani değişimlerde ülkeleri zor durumda bırakabiliyor. Bu sermaye, beklenmedik zamanlarda hızlı çıkışlar yaparak döviz piyasalarında kur şoklarına yol açma potansiyeli taşıyor. Türkiye gibi gelişmekte olan ekonomiler, bu tür sermaye hareketlerine karşı kırılgan bir yapı sergiliyor. Merkez Bankası’nın kur dalgalanmalarını önlemek için rezervlerini kullanarak piyasaya müdahale etmesi ise, ülkenin döviz stoklarında aşınmaya neden oluyor. Bu durum, uzun vadeli finansal istikrar açısından endişe verici bir tablo çiziyor.
Rıfat Gencal’ın Mesele Ekonomi programında paylaştığı verilere göre, sıcak paranın getirdiği yük oldukça somut. 20 milyar dolar tutarındaki carry trade sermayesi, 2.25 yılda elde ettiği yüzde 66’lık reel getiriyle yatırımcılarına ciddi kazanç sağlarken, Türkiye ekonomisi için önemli bir mali yük oluşturdu. Gencal, “20 milyar dolarlık ‘carry trade’in ne faydası oldu. 13 milyar dolarla kaç hastane, kaç okul yapardık?” sorusunu yönelterek, kaynakların alternatif kullanım alanlarına dikkat çekti. Bu ifade, sıcak paranın ekonomik büyümeye katkısı ile maliyeti arasındaki dengeyi tartışmaya açıyor.
Uzmanlardan Alarm Sinyalleri
Finansal piyasalar uzmanı Dr. Murat Kubilay, mevcut durumla ilgili endişelerini dile getirerek, risk seviyesinin artmakta olduğunu vurguladı. Kubilay, özellikle bölgesel savaşların uzamasıyla birlikte yabancı yatırımcıların sıcak para çıkışlarının hızlandığını ve yerli yatırımcıların altın gibi güvenli varlıklara yöneldiğini belirtti. “Sarı alarmdan artık turuncu alarma geçtik” uyarısında bulunan uzman, bu gidişatın devam etmesi halinde 22 Nisan’daki Para Politikası Kurulu toplantısına kadar kırmızı alarm seviyesine ulaşılabileceğini ifade etti. Kubilay, “Dayanabilir miyiz? Belirsiz, önümüzde 12 uzun iş günü var” diyerek, önümüzdeki günlerin kritik önem taşıdığına işaret etti.
Bu açıklamalar, finansal piyasalarda artan gerilimi ve yetkililerin alması gereken önlemlerin aciliyetini ortaya koyuyor. Sıcak para çıkışlarının hızlanması, döviz kurlarında ani yükselişlere ve Merkez Bankası’nın rezervlerinde daha fazla erozyona neden olabilir. Uzmanlar, bu tür senaryoların önüne geçmek için politika yapıcıların zamanında ve etkili adımlar atması gerektiğinin altını çiziyor. Aksi takdirde, ekonomide daha derin dalgalanmalar yaşanma riski bulunuyor.
Ekonomik Politikalara Yansımaları
Sıcak para bağımlılığının yarattığı maliyetler ve riskler, Türkiye’nin ekonomik politikalarını yeniden gözden geçirmesi gerektiğini gösteriyor. Yüksek faiz oranları, kısa vadede sıcak parayı çekse de, uzun vadede kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturuyor. 13 milyar dolarlık faiz ödemesi, bu baskının somut bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor. Ekonomistler, daha istikrarlı ve sürdürülebilir bir büyüme modeli için yapısal reformların hızlandırılması ve doğrudan yabancı yatırımların teşvik edilmesi gerektiğini vurguluyor.
Öte yandan, küresel ekonomideki belirsizlikler ve jeopolitik gerilimler, sıcak para hareketlerini daha da öngörülemez hale getiriyor. Türkiye gibi ülkeler, bu koşullarda dış şoklara karşı daha dirençli bir ekonomi inşa etmek zorunda. Merkez Bankası’nın para politikası kararları ve hazinenin maliye politikaları, bu süreçte kilit rol oynayacak. Uzmanlar, önümüzdeki dönemde alınacak kararların, finansal istikrarın korunması ve ekonomik büyümenin desteklenmesi açısından hayati önem taşıdığı konusunda hemfikir.
Sonuç olarak, sıcak paranın getirdiği kısa vadeli faydalar, uzun vadeli maliyetlerle karşılaştırıldığında ciddi bir sorgulamayı gerektiriyor. Türkiye’nin, 20 milyar dolarlık sermaye girişi karşılığında 13 milyar dolar faiz ödemesi, ekonomik politikalarda bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Önümüzdeki günlerde, hem yerel hem de küresel gelişmelerin finansal piyasalar üzerindeki etkisi yakından takip edilecek. Uzman uyarıları ve somut veriler, ekonomik aktörlerin daha temkinli hareket etmesi gerektiğini gösteriyor.
Kaynak: Sözcü