Kanser, dünya genelinde ve Türkiye’de halk sağlığını tehdit eden en büyük sorunlardan biri olmaya devam ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün rakamlarına göre her yıl yaklaşık 20 milyon kişi kanser tanısı alırken, 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de ise Sağlık Bakanlığı verileri, yılda 220 binden fazla yeni vakanın ortaya çıktığını gösteriyor. Uzmanlar, artan yaşam süresi, çevresel faktörler, sağlıksız beslenme ve genetik yatkınlık gibi nedenlerle önümüzdeki yıllarda kanser vakalarının daha da artacağı konusunda uyarıyor.
Her 10 Kanserden 1’i Ailesel
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Okan Kuzhan, kanserlerin büyük bir kısmının çevresel ve yaşam tarzı faktörlerine bağlı olduğunu, ancak her 10 kanserden 1’inin kalıtsal yani ailesel olduğunu vurguluyor. Prof. Dr. Kuzhan, ailesinde kanser öyküsü bulunan kişilerin mutlaka bir hekime başvurarak kişisel risk değerlendirmesi yaptırması ve buna uygun bir tarama planı oluşturması gerektiğini belirtiyor. Erken tanı sayesinde birçok kanser türünde tam iyileşme mümkün olabiliyor, hatta bazı türler önlenebiliyor.
Tarama Yaşı Nasıl Belirleniyor?
Kalıtsal kanser riski taşıyan bireylerde taramalar genellikle daha erken yaşta başlıyor ve daha sık aralıklarla yapılıyor. Prof. Dr. Kuzhan, temel yaklaşımın, ailede kanser öyküsü olan kişinin tanı yaşından 5-10 yıl önce taramalara başlanması ve sıklığın kişisel risk durumuna göre ayarlanması olduğunu söylüyor. Örneğin, meme kanseri için birinci derece akrabasında (anne, kız kardeş) hastalık öyküsü olan kadınlarda tarama genellikle 30-35 yaş aralığında başlıyor ve yıllık mamografi ile takip ediliyor. Kolon kanserinde ise tarama, en erken vaka yaşından 10 yıl önce veya en geç 40-45 yaş civarında başlatılıyor ve kolonoskopi 5 yılda bir tekrarlanıyor.
Ailesel Riskin 5 Önemli İşareti
Prof. Dr. Kuzhan, kalıtsal kanser riskine işaret eden durumları şöyle sıralıyor:
- Aynı ailede birden fazla kişide kanser görülmesi
- 35 yaşından önce ortaya çıkan kanser vakaları
- İki taraflı kanser gelişimi (her iki meme, böbrek veya yumurtalıkta)
- Aynı kişide birden fazla farklı kanser türünün bulunması
- Adrenal korteks kanseri gibi nadir tümörlerin saptanması
Bu bulguların varlığında genetik değerlendirme ve tarama programlarının erkene çekilmesi öneriliyor.
Her Aile Öyküsü Kalıtsal Anlamına Gelmez
Öte yandan, her aile öyküsü gerçek bir kalıtsal sendromun belirtisi olmayabiliyor. Prof. Dr. Kuzhan, bazen aile öyküsünün yanıltıcı olabileceğini, örneğin asbest maruziyeti sonucu oluşan mezotelyoma gibi kanserlerin bir ailede veya köyde birden fazla kişide görülebileceğini, ancak bunun genetik değil çevresel bir neden olduğunu belirtiyor. Bu nedenle, kalıtsal kanser sendromu tanısı koymak için ayrıntılı aile öyküsü, genetik danışmanlık ve gerekli genetik testlerin yapılması gerekiyor.
Genetik Testler Herkese Önerilmiyor
Genetik testler, BRCA1, BRCA2, MLH1, APC gibi kanserle ilişkili genlerde mutasyon taraması için kullanılıyor. Ancak Prof. Dr. Kuzhan, mutasyon saptanmasının her zaman kanser görüleceği anlamına gelmediğini vurguluyor. Aile öyküsü olmayan kişilerin sırf meraktan bu testleri yaptırmasının önerilmediğini belirten Kuzhan, “Gereksiz testler kanser korkusunu ortadan kaldırmaz, aksine pekiştirir” diyor.
Sonuç olarak, ailesinde kanser öyküsü olan bireylerin erken tarama ile hayat kurtarabileceği unutulmamalı. Risk grubundaki kişilerin mutlaka bir tıbbi onkoloji uzmanına danışarak kişiye özel bir tarama planı oluşturması gerekiyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı