Her yıl yaklaşık 3 milyon ünite kana ihtiyaç duyan Türkiye’de, gönüllü bağışçıların sayısı yetersiz kalıyor. Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, özellikle gençlerin ve sağlıklı bireylerin düzenli kan bağışına katılımının artması gerektiğini vurguluyor. Kanın yerini alabilecek hiçbir tıbbi ürün ya da yöntem bulunmadığını belirten uzman, bu nedenle kan bağışının toplumsal bir sorumluluk olduğunu ifade ediyor.
Kanın Tek Kaynağı: Gönüllü Bağışçılar
Prof. Dr. Sönmezoğlu, tıp teknolojisindeki tüm ilerlemelere rağmen kan naklinin hâlâ gönüllü bağışçılara dayandığını belirtiyor. “Hastaların hayatını kurtaran, ameliyatlarda ve onkolojik tedavilerde vazgeçilmez olan kanın kaynağı hala gönüllü bağışçılar. Eğer insanlar kan bağışlamazsa, biz de hastalara kan nakli yapamayız” diyen uzman, düzenli bağışın önemine dikkat çekiyor. Türk Kızılayı, ülkenin yıllık kan ihtiyacını karşılamak için 2025 yılında 3 milyon ünite kan bağışına ulaşmayı hedefliyor.
Kan bağışı için belirli kriterler bulunduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sönmezoğlu, “18 ile 65 yaş arasında olan, kendisini sağlıklı hisseden, kronik bir hastalığı bulunmayan ve herhangi bir tedavi görmeyen kişiler kan bağışlayabilir” dedi. Ancak uygun yaş ve sağlık durumunda olmasına rağmen birçok kişinin kan vermeye zaman ayırmadığını üzülerek belirten uzman, bu durumun küresel bir sorun olduğunu ifade ediyor.
Kan Bağışının Zararı Yok, Faydası Çok
Kan bağışının bilinen bir zararı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Sönmezoğlu, “Kan verildiğinde vücutta bir hacim kaybı oluşur ve kemik iliği uyarılarak yeni ve taze kan hücrelerinin üretimi desteklenir” açıklamasını yaptı. Bağış sırasında kişilerin kısa bir sağlık değerlendirmesinden geçtiğini, kan gruplarının belirlendiğini ve genel sağlık durumları hakkında fikir sahibi olduklarını ancak bu testlerin amacının bağışçı taraması değil, kanın güvenli bir şekilde alıcıya ulaştırılması olduğunu vurguladı.
“Kan bağışı sırasında insanların bu testleri yaptırmak amacıyla kan bağışında bulunmamaları gerekir. Çünkü bizim amacımız kişilerin sağlık taramasını yapmak değil; bağışlanan kanın alıcılara güvenli bir şekilde ulaştırılmasını sağlamaktır.”
Kan yoluyla bulaşan hastalıklara da değinen Prof. Dr. Sönmezoğlu, AIDS, Hepatit B ve Hepatit C gibi hastalıkları taşıma riski bulunan ya da taşıyıcı olduğunu bilen kişilerin kesinlikle kan bağışında bulunmaması gerektiğini belirtti.
Gençlere Çağrı: Sağlığımızı Paylaşalım
Kan bağışlarının büyük bir kısmının ilk kez kan veren ya da ihtiyaç üzerine bağış yapan kişilerden oluştuğunu ifade eden Prof. Dr. Sönmezoğlu, asıl hedefin düzenli bağışçı sayısını artırmak olduğunu söylüyor. “En güvenilir ve serolojik hastalıklar açısından en düşük risk taşıyan bağışçı grubu, düzenli kan veren kişilerden oluşmaktadır” diyen uzman, özellikle 18 yaşını yeni dolduran gençlere sesleniyor: “Sağlığımızı paylaşalım. Çünkü bir ünite kan, bir insanın hayatını kurtarabilir.”
Dünya Gönüllü Kan Donörleri Günü’nde verilen en önemli mesajın ‘Bir damla insanlık hayat kurtarır’ olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Sönmezoğlu, sağlıklı her bireyi yılda en az bir kez kan bağışı yapmaya davet ediyor. Kan bağışında bulunan kişilerin, bağış yaptıkları gün aşırı yorucu ve yüksek konsantrasyon gerektiren işlerden kaçınmaları, ayrıca kan verdikleri kolla ağır yük taşımamaları öneriliyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı