Uzman Psikolog Demirel: Şiddetle Mücadelede En Güçlü Kalkan Aile İçinde Kuruluyor

Uzman Psikolog Demirel: Şiddetle Mücadelede En Güçlü Kalkan Aile İçinde Kuruluyor

Şiddet eğiliminin oluşmasında risk faktörlerinin birikiminin kritik rol oynadığını vurgulayan uzmanlar, bu tehdide karşı en etkili savunma mekanizmasının aile ortamında inşa edilebileceğini belirtiyor. İstanbul Atlas Üniversitesi’nden Uzman Psikolog Çağatay Demirel, son dönemde eğitim kurumlarında yaşanan şiddet vakalarının ardından yaptığı açıklamada, koruyucu kalkanın temel taşlarını açıkladı.

Şiddetin Kökenleri: Biyoloji ve Çevrenin Etkileşimi

Çağatay Demirel, şiddetin kaynağına ilişkin tartışmalara açıklık getirerek, bu olgunun ne tamamen genetik bir yazgı ne de sadece dış etkenlerin sonucu olduğunu ifade etti. Ona göre, şiddet biyolojik yatkınlık ile çevresel koşulların karmaşık etkileşiminden doğuyor. Demirel, “Hiçbir çocuk şiddet uygulamak üzere doğuştan programlanmış değildir” diyerek, destekleyici bir ortamın önemine işaret etti. Ancak, erken yaşlarda maruz kalınan sürekli stres, şiddet içeren deneyimler ve travmaların, beynin öz denetim merkezi olan prefrontal korteksin gelişimini kalıcı şekilde etkileyebileceğini vurguladı.

Risk Faktörlerinin Birikimi ve Aile Dinamikleri

Demirel, şiddet eğiliminin tek bir nedene bağlanamayacağını, bunun yerine çoklu risk faktörlerinin üst üste binmesiyle ortaya çıktığını açıkladı. Bu faktörlerin başında, aile içindeki olumsuz dinamikler geliyor. Çocuk ihmali, istismar, güvensiz bağlanma gibi durumlar, temel risk alanlarını oluşturuyor. Duygularını tanımlamakta zorlanan, öz düzenleme becerileri yetersiz kalan veya erken yaşta madde kullanımına başlayan çocuklarda riskin arttığına dikkat çeken uzman, sorunun asla yalnızca bireysel olmadığını, toplumsal boyutunu da unutmamak gerektiğini söyledi.

Şiddeti Besleyen Çevresel ve Dijital Tehditler

Okul ortamında yaşanan akran zorbalığı, dışlanma ve aidiyetsizlik duygusunun, şiddet eğilimini güçlendiren önemli etkenler olduğunu belirten Demirel, daha geniş perspektifte yoksulluk, eşitsizlik, rol model eksikliği ve toplumsal şiddetin normalleşmesinin de bu tabloya katkıda bulunduğunu ekledi. Dijital dünyanın risklerine de değinen uzman, şiddet içerikli oyunların tek başına neden olmadığını, ancak denetimsiz ve yaşa uygun olmayan kullanımda risk oluşturabileceğini ifade etti. Asıl tehlikenin, sosyal medyada nefret içerikleri, çevrimiçi zorbalık, siber taciz ve aşırılığa yönelten topluluklar olduğunu vurguladı.

Koruyucu Kalkanın İnşası: Ailede Atılacak Adımlar

Peki, aileler bu güçlü koruma kalkanını nasıl kuracak? Çağatay Demirel, bu soruya somut yanıtlar verdi. İlk olarak, açık ve güvenli bir iletişim ortamı oluşturmanın temel taş olduğunu söyledi. Çocukların duygularını adlandırmalarına yardım etmek, dijital kullanımı birlikte yönetmek ve sınırlandırmak, şiddeti normalleştiren içeriklerden korumak diğer kritik adımlar olarak sıralandı. Demirel, dijital dünyanın çocukla birlikte izlenip konuşulmasının, yasaklamaktan çok daha etkili bir koruma sağladığının altını çizdi.

Şiddetin Öğrenilen Döngüsü ve Kırılma Noktaları

Şiddetin en tehlikeli yönlerinden birinin döngüsel yapısı olduğunu kaydeden uzman, Albert Bandura’nın Sosyal Öğrenme Kuramı’na atıfta bulundu. Çocukların gördükleri davranışları model alarak benimsediğini, şiddetin bir sorun çözme yolu olarak öğrenilmesinin ilerleyen yıllarda bu aracın kullanılmasına yol açabileceğini açıkladı. Bu döngüyü kırmanın, çoğunlukla bir yetişkinin uzanan eliyle mümkün olduğunu belirten Demirel, çocuğun güvendiği en az bir sağlıklı yetişkin figürüne sahip olmasının, okula aidiyet duygusunun, duygusal okuryazarlık ve sosyal beceri eğitiminin riski köklü şekilde azaltabileceğini söyledi.

Medyanın Rolü ve Toplumsal Sorumluluk

Demirel, özellikle okul içi şiddet olaylarının artışını tek bir nedene bağlamanın doğru olmadığını, silahlara erişim kolaylığı, sosyal dışlanma, psikososyal destek eksiklikleri ve sosyoekonomik eşitsizliklerin zemin hazırladığını ifade etti. Bu noktada, medyanın üslubuna dikkat çekerek, geçmiş saldırıların ayrıntılı ve sansasyonel biçimde aktarılmasının yarattığı ‘taklit etkisi’nin (Copycat Effect) göz ardı edilmemesi gerektiğini vurguladı. Bu etkinin, psikososyal açıdan zayıf bireyleri, medyada yoğun yer bulan şiddet eylemlerini model almaya itebileceğini sözlerine ekledi.

İlgili Haberler

Menopozda Hormon Tedavisi Her Kadına Uygun Değil: Uzman 6 Kritik Uyarıda Bulundu

haberci

Okul Şiddeti Önceden Sinyal Veriyor: Prof. Dr. Nevzat Tarhan Açıkladı

haberci

Kahramankazan’da Evde Sağlık Hizmeti: 3 Temel Kontrol ve Berber Desteği

haberci
Yükleniyor....

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Gizlilik ve Çerez Politikası