Tünel içi trafik kazaları, açık yollardakilere kıyasla çok daha karmaşık sonuçlar doğurabiliyor. Uzmanlar, kapalı alanlarda yaşanan panik ve sınırlı kaçış imkanlarının, küçük bir olayın kısa sürede büyük bir felakete dönüşmesine yol açabileceğini belirtiyor. Özellikle deniz altı tünellerinde yangın, duman ve görüş kaybı gibi faktörler, kazaların etkisini katlayarak artırıyor.
Kapalı Alanlarda Risk Faktörleri
Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi ve Yol Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, tünellerdeki kazaların açık yollardan farklı olarak birçok ek tehlike barındırdığını vurguluyor. Şener’e göre, tünellerde kaçış alanlarının sınırlı olması, özellikle tek yönlü geçişlerde kaza bölgesi öncesinin tahliye edilememesi ve sürücülerin panik halindeki davranışları yeni tehlikelere zemin hazırlıyor. Zincirleme kazalar, takip mesafesine dikkat edilmemesi nedeniyle tünel içinde daha kolay meydana geliyor.
Yangın durumunda ise alevler ve duman hızla yayılarak hayati tehlike oluşturuyor. Dar alan nedeniyle acil müdahale ekiplerinin olay yerine ulaşması zorlaşırken, duman görüş mesafesini aniden düşürüyor ve sıcaklık çok hızlı yükseliyor. Bu nedenle dünya genelinde tüneller, normal karayolu kesimlerinden daha yüksek güvenlik standartlarıyla tasarlanıyor ve işletiliyor.
Modern Tünellerde Çok Katmanlı Güvenlik
Modern deniz altı tünelleri, yüksek çözünürlüklü kameralar, yapay zeka destekli olay algılama, yangın algılama sistemleri ve acil kaçış koridorları gibi ileri teknolojilerle donatılıyor. Şener, bu sistemlerin nasıl çalıştığını şöyle açıklıyor: Operatörler tünelin tamamını gerçek zamanlı izlerken, yapay zeka duran araç, ters yönde giden araç, şerit ihlali, duman oluşumu gibi anormallikleri saniyeler içinde tespit ediyor. Yangın algılandığında havalandırma otomatik devreye girerek dumanın yönünü kontrol ediyor. Ayrıca acil çıkış kapıları, kaçış galerileri ve anons sistemleri sayesinde sürücülere anlık bilgilendirme yapılabiliyor.
Deniz altı tünellerinde basınç, deformasyon ve su sızıntısı gibi yapısal riskler de sürekli sensörlerle izleniyor. Ancak Şener, güvenlik sistemlerinin varlığının tek başına yeterli olmadığını, düzenli bakım ve denetimin kritik önem taşıdığını belirtiyor. Periyodik tatbikatlar, yangın senaryolarının test edilmesi ve bağımsız teknik denetimler, sistemlerin pratikte de çalıştığından emin olunmasını sağlıyor.
İnsan Faktörü ve Sürücü Psikolojisi
Araştırmalar, tünel kazalarının büyük bölümünde insan faktörünün etkili olduğunu gösteriyor. Şener, sürücülerin tünel içinde mesafe algısının değişmesiyle farkında olmadan hızlarını artırabildiğini, kapalı ortam hissi nedeniyle öndeki araca normalden daha yakın seyredebildiklerini ifade ediyor. Bu durum, ani frenlemelerde zincirleme kazalara yol açabiliyor. Ayrıca telefon kullanımı, navigasyonla ilgilenme gibi dikkat dağıtıcı unsurlar tünelde güvenli sürüşü olumsuz etkiliyor. Şerit değişikliği yapılmaması gerekirken, sabırsız sürücülerin ani manevraları kazalara neden olabiliyor.
Motor arızaları, lastik patlamaları, akaryakıt veya elektrik tükenmesi gibi araç kaynaklı sorunlar da tünel içinde plansız duruşlara ve ikincil kazalara yol açabiliyor. Klostrofobi eğilimi olan kişilerde stres seviyesi artarken, monotonluk dikkat azalmasına, kapalı alan hissi ise kontrolsüz hıza neden olabiliyor. Şener, sürücülerin tünel çıkışına odaklanırken çevresel farkındalıklarının azaldığını da sözlerine ekliyor.
Tünel güvenliğinin sağlanması için hem teknolojik altyapının hem de sürücü eğitiminin sürekli iyileştirilmesi gerekiyor. Uzmanlar, özellikle uzun ve deniz altı tünellerinde sürücülerin talimatlara uymasının ve panik yapmamasının hayati önem taşıdığını vurguluyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı