Sosyal medyada geçirilen zaman, kıskançlık duygusunu anlık bir tepkiden çıkarıp sürekli bir iç gerilime dönüştürebiliyor. Klinik Psikolog İpek Erol, bu platformların insan doğasındaki kıyaslama ve yetersizlik hislerini nasıl tetiklediğini ve kronikleştirdiğini anlattı.
Sürekli Kıyaslama Tuzağı
Erol’a göre sosyal medya, bireylerin yalnızca yakın çevresiyle değil, binlerce insanın idealize edilmiş hayat kesitleriyle kendini karşılaştırmasına yol açıyor. Bu durum, kıskançlığın doğal bir duygu olmaktan çıkıp kronik bir içsel gerilime dönüşmesine neden oluyor. Özellikle hayatının durağan bir döneminde olan ya da içsel tatmini düşük bireylerde bu etkiler daha yoğun hissediliyor.
Duygusal Beyin Filtrelenmiş Görüntüleri Gerçek Sanıyor
Sosyal medya içeriklerinin gerçeği yansıtmadığı bilinmesine rağmen, duygusal beynin bu görüntüleri gerçeklik gibi işlediğini belirten Erol, ‘Ben neden böyle değilim?’ sorusunun bireyin değer algısını etkileyerek erken dönem yetersizlik şemalarını tetikleyebileceğini söylüyor. Bu süreçte ‘narsisistik yaralanma’ denilen psikolojik mekanizma devreye giriyor ve kişi kendi yaşamını bir başarı projesi gibi görmeye başlıyor.
“Sürekli başkalarının başarılarını, tatillerini ve yaşam tarzlarını görmek bireyde kıskançlığın yanı sıra eksiklik, değersizlik, suçluluk ve utanç duygularını da tetikliyor.”
Bastırılan Kıskançlık Davranışa Dönüşüyor
Kıskançlık hisseden bireylerin sosyal medyada farklı davranışlar sergilediğini aktaran Erol, bu davranışları şöyle sıralıyor:
- Bazı kişiler kıskandıkları kişiyi obsesif bir şekilde takip ediyor, hikâyelerini sürekli kontrol ediyor.
- Bazıları ise engelleme veya takipten çıkma gibi kaçınma stratejilerine yöneliyor.
- Daha örtük düzeyde pasif agresif yorumlar, imalı paylaşımlar ya da kendi hayatını daha parlak gösterme çabası artıyor.
Özellikle ‘gizli kıskançlık’ olarak adlandırılan durumda kişi, duygusunu kabul etmeyip destekleyici veya nötr bir tutum sergiliyor. Ancak içeriklere aşırı odaklanma ve sürekli kıyaslama, bastırılan duygunun içsel huzursuzluk olarak varlığını sürdürmesine neden oluyor.
Kıyaslama Tuzağından Çıkış Yolları
Erol, bu döngüden kurtulmak için bireylerin maruz kaldıkları içeriği seçici bir şekilde düzenlemesi gerektiğini vurguluyor. ‘Bu içerik bana ne hissettiriyor?’ sorusunu sormanın önemine dikkat çeken Erol, eğer içerik sürekli yetersizlik ve huzursuzluk yaratıyorsa uzaklaşılması gerektiğini belirtiyor. Bunun yanı sıra, mindfulness temelli yaklaşımlar otomatik kıyaslama düşüncelerini fark etmeye yardımcı olurken, gerçek ilişkilerle teması güçlendirmek de içsel tatmini artırıyor.
Son olarak Erol, sosyal medyanın kıskançlığı artırmasının yalnızca bireysel bir mesele olmadığını, aynı zamanda toplumsal bir dinamiğin yansıması olduğunu ifade ediyor. Medya, algoritmalar ve kültürel beklentiler bu süreci beslerken, bireyin yaşadığı kıskançlık duygusunu sadece kişisel zayıflık olarak görmek, meseleyi eksik anlamak anlamına geliyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı