Son dönemde artan okul temelli şiddet olayları, toplumda endişe yaratırken, uzmanlar bu davranışların altında yatan psikolojik dinamiklere dikkat çekiyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog İpek Erol, ergenlik döneminde yaşanan yoğun duyguların kontrol edilememesinin riski artırabildiğini, ancak her öfkeli gencin şiddete başvurmadığını vurguluyor. Erol’a göre, asıl tehlike bireysel kırılganlıkların aile, okul ve çevre koşullarıyla birleştiği noktada ortaya çıkıyor.
Şiddetin Psikolojik Temelleri ve Birikimli Süreç
Klinik Psikolog İpek Erol, okul saldırılarının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını, uzun süreli bir psikolojik birikimin sonucu olduğunu belirtiyor. Dışlanmışlık hissi, küçük düşürülme algısı, yoğun yalnızlık ve değersizlik duyguları bu sürecin temel taşlarını oluşturuyor. Erol, “Bu tip olaylarda hedef sadece fiziksel zarar vermek değil, güçsüzlük hissini tersine çevirmek ve çevre üzerinde kontrol kurmaktır” diyerek, saldırgan davranışların altında yatan karmaşık motivasyonları açıklıyor.
Psikoloji literatürüne göre, gençlerde şiddet davranışının temelinde beş önemli faktör yatıyor: davranışı kontrol edememe, yoğun duygusal sıkıntı, okula düşük bağlılık, aile içi çatışma ve şiddete maruz kalmak. İpek Erol, bu faktörlerin bir araya gelmesi durumunda riskin önemli ölçüde arttığını ifade ediyor. Öte yandan, ergenlik döneminde duyguların yoğun yaşanmasına rağmen, bu duyguları düzenleme kapasitesinin henüz tam gelişmemiş olması da dürtü kontrolünü zorlaştırıyor.
Erken Uyarı İşaretleri ve Kritik Gözlem
Aileler ve öğretmenler için erken uyarı işaretlerini tanımak hayati önem taşıyor. İpek Erol, bu işaretlerin genellikle tek bir davranıştan değil, bir örüntüden anlaşıldığını vurguluyor. Okul başarısında ani düşüş, yoğun öfke patlamaları, tehditkâr konuşmalar, intikam içerikli ifadeler ve silahlara aşırı ilgi dikkatle izlenmesi gereken belirtiler arasında yer alıyor. Erol, “Özellikle ‘beni görecekler’, ‘hesabını soracağım’ gibi cümleler asla küçümsenmemeli” uyarısında bulunuyor.
Dikkat çeken diğer erken uyarı sinyalleri arasında şiddeti romantize eden paylaşımlar, kendine veya başkasına zarar verme imaları, belirgin sosyal çekilme ve ağır bir reddedilme sonrası davranış değişiklikleri bulunuyor. Bu gelişmelerin ardından, aile ve okul yetkililerinin hızlı ve koordineli bir şekilde hareket etmesi gerekiyor.
Riskin Artmasına Neden Olan Faktörler ve Çözüm Önerileri
İpek Erol, riskin en çok ilişki ve takip eksikliğinde arttığını belirterek, aile ve okul ortamlarındaki bazı durumların kırılganlığı artırabileceğine dikkat çekiyor. Evde duyguların konuşulamadığı, sınırların aşırı gevşek veya sert olduğu, çocuğun görülmediği aile ortamları tehlikeli olabiliyor. Okul tarafında ise öğrencinin sadece disiplin meselesi olarak görülmesi, rehberlik servislerinin etkin kullanılmaması ve öğretmenlerin yeterince desteklenmemesi büyük açıklar yaratıyor.
Erol, rehberlik servislerinin tek başına yeterli olmadığını vurgulayarak, “Öğretmen, aile, okul yönetimi, çocuk-ergen ruh sağlığı uzmanı ve sosyal hizmet birimleri birlikte çalışmadığında erken fark etme şansı azalır” diyor. Bu nedenle, kurumlar arası işbirliğinin güçlendirilmesi ve kapsamlı bir destek sisteminin oluşturulması gerekiyor.
Medyanın Rolü ve Toplumsal Sorumluluk
Önleme çalışmalarında medyanın dilinin belirleyici bir rol oynadığını kaydeden İpek Erol, failin detaylı şekilde işlenmesinin risk oluşturabileceği konusunda uyarıyor. Failin adını, görüntüsünü ve hikâyesini ön plana çıkaran medya anlatıları, istemeden de olsa bu kişiyi görünür hale getirerek, benzer duygusal süreçlerden geçen gençler için bir model oluşturabiliyor. Erol, bu durumun literatürde “taklit/bulaşma etkisi” olarak tanımlandığını ve hassas dönemlerde riski artırdığını belirtiyor.
Bu nedenle, medyanın odağını failden toplumsal iyileşmeye ve önleme yollarına kaydırması gerektiğini vurgulayan Erol, “Olayın dramatik detaylarını tekrar tekrar vermek yerine, erken uyarı işaretlerine, psikolojik destek yollarına ve çözüm önerilerine yer vermek çok daha koruyucu bir yaklaşımdır” diye konuşuyor. Bu sayede, şiddet eylemlerinin önlenmesine yönelik toplumsal bilincin artırılabileceğini ifade ediyor.
Sonuç olarak, gençlerde şiddet davranışının önlenmesi için bütüncül bir yaklaşım benimsenmesi gerekiyor. Ailelerin çocuklarıyla sadece kurallar değil, duygular hakkında da konuşması, okulların ilişki temelli güvenlik anlayışını benimsemesi ve medyanın sorumlu bir dil kullanması, riskin azaltılmasında kilit rol oynuyor. İpek Erol’un vurguladığı gibi, her öfkeli genç şiddete yönelmez, ancak doğru destek ve müdahalelerle birçok olumsuz sonucun önüne geçmek mümkün olabilir.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı