Dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen sarı nokta hastalığı, özellikle ileri yaş grubunda görme kaybının başlıca nedenleri arasında yer alıyor. 2020 yılında yaklaşık 196 milyon kişi bu hastalıkla mücadele ederken, nüfusun yaşlanmasıyla birlikte bu rakamın 2040 yılında 288 milyona ulaşması bekleniyor. Türkiye’de de benzer bir eğilim gözleniyor; yaşlanan nüfusla birlikte hastalığın görülme sıklığı giderek artıyor. Tıp literatüründe “Yaşa Bağlı Makula Dejenerasyonu” olarak adlandırılan bu rahatsızlık, gözün retina tabakasındaki merkezi görmeyi sağlayan makula bölgesinin zamanla hasar görmesiyle ortaya çıkıyor. Hastalık ilerledikçe okuma, araç kullanma, yüz tanıma ve ayrıntıları seçme gibi günlük aktivitelerde ciddi zorluklar yaşanabiliyor.
Erken Teşhisin Önemi ve Yeni Tedavi Yöntemleri
Acıbadem Kadıköy (Dr. Şinasi Can) Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Özlem Şahin, son yıllarda geliştirilen yeni tedavi yöntemleri sayesinde birçok hastada görme düzeyinin korunabildiğini, hatta bazı durumlarda görme kalitesinde belirli ölçüde iyileşme sağlanabildiğini belirtiyor. Prof. Dr. Şahin, “Erken teşhis, sarı nokta hastalığının ilerlemesini yavaşlatmak ve görmeyi korumak için çok önemlidir. Başlangıç evrelerinde hastalık genellikle belirti vermediği için rutin göz muayeneleriyle erken teşhis edilirse yaşam tarzı değişiklikleri ve gerekli tedavilerle önlemler alınabilmektedir” diyor. Özellikle 50 yaş üzeri bireyler ve ailesinde sarı nokta hastalığı öyküsü bulunan kişilerin, herhangi bir şikayetleri olmasa bile düzenli göz kontrollerini ihmal etmemeleri gerektiğini vurguluyor.
Günlük Yaşamı Önemli Ölçüde Etkiliyor
Sarı nokta hastalığı, gözün arka kısmındaki retina tabakasının merkezindeki makula bölgesini etkileyen ve özellikle 50 yaş üzerindeki kişilerde görülen ilerleyici bir hastalık. Bu bölgeye “sarı nokta” denmesinin nedeni, yüksek ışık maruziyetine karşı koruma sağlayan lutein ve zeaksantin adlı sarı renkli pigmentlerin bolca bulunması. Makula; okuma, yazma, araç kullanma, yüz tanıma ve ince ayrıntıları seçme gibi merkezi görme işlevlerinden sorumlu. Bu bölgenin zarar görmesiyle merkezi görmede bulanıklık, şekillerde bozulma veya görme kaybı ortaya çıkabiliyor. Belirtiler önce tek gözde oluşabilirken, hastalık ilerleyip her iki gözü de etkilediğinde günlük yaşam önemli ölçüde etkileniyor. Prof. Dr. Şahin, “Hastalar okuma, yazma, araç kullanma, yüzleri tanıma ve düz çizgileri görme gibi durumlarda güçlük çekmektedir. Hastalık ileri evrede körlüğe varmasa da güvenli yürüyüşü zorlaştırmakta ve düşme riskini artırmaktadır. Ayrıca görme kaybının yarattığı sosyal izolasyon, depresyon ve bağımsız aktivitelerde azalma yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilmektedir” diye konuşuyor.
Kuru ve Yaş Tip: Farklı Seyirler, Farklı Riskler
Sarı nokta hastalığı temel olarak kuru tip ve yaş tip olmak üzere iki ana gruba ayrılıyor. Hastaların büyük çoğunluğunda kuru tip gelişiyor. Prof. Dr. Şahin, “Kuru tipte retina altında zamanla biriken drusen adı verilen birikintiler ve buna eşlik eden hücre kaybı sonucunda görme yetisi yavaşça azalmaktadır. İleri evrelerde coğrafik atrofi olarak adlandırılan, retina hücrelerinde belirgin kayıp ve görme kalitesinde azalmayla seyreden tablo gelişebilmektedir” bilgisini veriyor. Yaş tip ise daha az görülmesine rağmen görme kaybından en sık sorumlu olan form. “Bu tipte retina altında anormal ve kırılgan yeni damarlar gelişmektedir. Bu damarlar sıvı veya kan sızdırarak makulanın yapısını bozabilmekte ve görmede haftalar, hatta günler içinde belirgin azalmaya neden olabilmektedir. Erken tanı ve zamanında tedavi, yaş tip sarı nokta hastalığında görmenin korunması açısından büyük önem taşımaktadır” diyor.
Risk Faktörleri: Sigara Riski İki Kat Artırıyor
İlerleyen yaş, sarı nokta hastalığının en önemli risk faktörü. Görülme sıklığı özellikle 55 yaşından sonra belirgin olarak artıyor. Bunun yanı sıra sigara kullanımı, hipertansiyon, diyabet ve kardiyovasküler hastalıklar riski anlamlı ölçüde artıran faktörler arasında. Güncel çalışmalar, sigara kullanımının riski yaklaşık iki kat artırdığını gösteriyor. Ayrıca aile öyküsü ve bazı genetik varyasyonlar da önemli risk faktörleri olarak kabul ediliyor. Prof. Dr. Şahin, “Obezite, fiziksel hareketsizlik, sağlıksız beslenme alışkanlıkları ve düşük antioksidan alımı gibi faktörlerin de katkıda bulunabileceği düşünülmekle birlikte, bunların etkileri konusunda literatürde daha değişken sonuçlar bulunmaktadır” diyor.
Belirtileri Göz Ardı Etmeyin
Sarı nokta hastalığı erken evrede genellikle belirti vermiyor veya belirtiler çok hafif seyrediyor. Bu nedenle hastalar sorunlarını yaşlılığa bağlıyor. Hastalık ilerledikçe merkezi görmede bozulma başlıyor. Prof. Dr. Şahin, aşağıdaki belirtilerden birinin ortaya çıkması halinde zaman kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanına başvurulması gerektiğine dikkat çekiyor:
- Düz çizgilerin eğri veya dalgalı görünmesi
- Okuma sırasında harflerin bulanıklaşması
- Karşıya bakarken silik noktaların oluşması
- Gölgelerin veya birbirine yakın renklerin ayırt edilmesinde güçlük
- Karanlıkta görmenin belirgin şekilde zorlaşması
- Işığa karşı hassasiyet artışı
- Görüntülerdeki detayların kaybolma hissi
Tanı ve Tedavi: Başarılı Sonuçlar Elde Ediliyor
Tanı sürecinde detaylı göz muayenesinin yanı sıra retina görüntüleme yöntemleri ve optik koherens tomografi gibi gelişmiş teknolojiler kullanılıyor. Bu sayede retina tabakasındaki değişiklikler ayrıntılı şekilde incelenebiliyor. Tedavinin temel hedefi mevcut görmeyi korumak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak. Prof. Dr. Şahin, günümüzde uygulanan tedavilerle birçok hastada başarılı sonuçlar alındığını belirtiyor. Özellikle yaş tip sarı nokta hastalığında, anti-VEGF enjeksiyonları gibi yöntemlerle görme kaybının önlenebildiği ve hatta bazı hastalarda görme kalitesinde iyileşme sağlanabildiği ifade ediliyor. Düzenli kontroller ve erken müdahale, hastalığın seyrini olumlu yönde etkileyen en kritik faktörler olarak öne çıkıyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı