Prof. Dr. Hülya Ensari: Bağımlılık İrade Değil, Tedavi Edilebilir Bir Beyin Hastalığı

Prof. Dr. Hülya Ensari: Bağımlılık İrade Değil, Tedavi Edilebilir Bir Beyin Hastalığı

Madde bağımlılığı, yalnızca bireyin değil, aynı zamanda aile yapısını, toplumsal dokuyu ve gelecek kuşakları tehdit eden ciddi bir halk sağlığı sorunu olarak öne çıkıyor. Atlas Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hülya Ensari, bu konuda önemli uyarılarda bulunarak bağımlılığın irade zayıflığı değil, biyopsikososyal bir hastalık olduğunu vurguladı. 26 Haziran Uluslararası Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığı ile Mücadele Günü dolayısıyla yaptığı açıklamada Ensari, erken farkındalık ve güçlü aile bağlarının bağımlılıkla mücadelede kilit rol oynadığını belirtti.

Bağımlılık: Nörobiyolojik Temelli Bir Beyin Hastalığı

Modern psikiyatri, bağımlılığı yalnızca davranışsal bir sorun olarak değil, beyinde kalıcı değişikliklere yol açan bir hastalık olarak tanımlıyor. Prof. Dr. Ensari, bağımlılık sürecinde özellikle mezolimbik dopamin sisteminin etkilendiğini, tekrarlayan kullanımın nöroadaptasyona ve kompulsif davranış örüntülerine neden olduğunu ifade etti. Bağımlılığın biyolojik, psikolojik ve sosyal faktörlerin birleşimiyle ortaya çıktığını belirten Ensari, bu durumun “biyopsikososyal” bir hastalık olarak ele alınması gerektiğini söyledi. Kişinin ruhsal çatışmaları, dürtü kontrol sorunları ve çevresel etkenler de bağımlılık davranışında önemli rol oynuyor.

Bağımlılığın tanı kriterlerini sıralayan Ensari, şu belirtilere dikkat çekti: planlanandan daha fazla veya daha uzun süre madde kullanımı, bırakma girişimlerinin başarısız olması, madde temini ve kullanımına aşırı zaman ayrılması, şiddetli istek (craving) duyulması, yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması, tolerans gelişimi, iş, okul ve aile sorumluluklarında aksamalar ve sosyal sorunlara rağmen kullanımın sürdürülmesi.

Risk Faktörleri ve Koruyucu Önlemler

Sağlık Bakanlığı’nın Uyuşturucu ile Mücadele Ulusal Eylem Planı’na atıfta bulunan Prof. Dr. Ensari, bağımlılık gelişiminde etkili olan risk faktörlerini şöyle sıraladı: erken yaşta madde ile karşılaşma, parçalanmış veya çatışmalı aile ortamı, aile içi iletişim eksikliği, çocukluk çağı travmaları ve ihmali, düşük benlik saygısı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu, depresyon, davranım bozukluğu gibi psikiyatrik hastalıklar, riskli arkadaş çevresi, akademik başarısızlık, okuldan uzaklaşma, sosyal medyada madde kullanımını özendirici içeriklere maruz kalma, işsizlik, sosyal yalnızlık ve umutsuzluk.

Özellikle ergenlik dönemi, kimlik gelişiminin sürdüğü ve dürtü kontrol mekanizmalarının tam olgunlaşmadığı kritik bir dönem olarak öne çıkıyor. Ensari, bu dönemde ailelerin çocuklarının arkadaş çevresi ve dijital yaşamıyla yakından ilgilenmesi gerektiğini vurguladı.

Ailelere Önemli Uyarılar: Güven İlişkisini Koruyun

Madde kullanımının belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor. Prof. Dr. Ensari, ailelerin özellikle ani arkadaş çevresi ve davranış değişiklikleri, eve geç gelme, gizlilik davranışında artış, yalan söyleme eğilimi, ders başarısında düşüş, içine kapanma veya saldırgan davranışlar, sorumluluklardan kaçınma gibi değişimlere dikkat etmesi gerektiğini söyledi. Fiziksel belirtiler arasında gözlerde kızarıklık veya donukluk, uyku düzeninde değişiklik, iştah ve kilo değişimleri, kişisel bakımda bozulma, konuşma ve denge sorunları sayılabilir. Ruhsal belirtiler ise duygu durum dalgalanmaları, sinirlilik, ani öfke patlamaları, kaygı, motivasyon kaybı, dikkat ve hafıza sorunları, çökkünlük ve sosyal geri çekilme olarak sıralanabilir.

Ensari, ailelerin en önemli görevinin yalnızca kontrol etmek değil, çocuğun ruhsal dünyasını anlamak ve güven ilişkisini sürdürmek olduğunu vurguladı. Aşırı cezalandırıcı, suçlayıcı veya dışlayıcı tutumların, yardım arama davranışını azaltabileceğine dikkat çekti. Bunun yerine, sınırları net bir şekilde belirlenmiş, ancak çocuğun kendini ifade edebileceği bir aile ortamı oluşturulması gerektiğini belirtti.

Bağımlılıkla Mücadelede Toplumsal Sorumluluk

Bağımlılıkla mücadelenin yalnızca sağlık kurumlarının değil; ailelerin, okulların, yerel yönetimlerin, medyanın ve tüm toplumun ortak sorumluluğu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Ensari, bağımlılığın ahlaki bir zayıflık olarak değerlendirilmemesi gerektiğini söyledi. Erken fark edildiğinde tedavi edilebilir bir hastalık olan bağımlılıkta, profesyonel destek almak için gecikilmemesi gerektiğini vurguladı. Ailelerin sorun fark ettiklerinde vakit kaybetmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurması, iyileşme sürecinde kritik önem taşıyor.

İlgili Haberler

Selçuklu’da 7 Nisan’da İkili Sağlık Merkezi Açıldı: Ruh ve Beden Bütünlüğü

haberci

Ruhsal Yaş Kronolojik Yaştan Daha Önemli: Uzman Açıklıyor

haberci

Eklem Yaşlanması Kaçınılmaz Değil: Doğru Hareket ve Teknoloji ile Kontrol Mümkün

haberci
Yükleniyor....

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Gizlilik ve Çerez Politikası