Psikoz, bireyi gerçeklikten uzaklaştıran ve düşünce, duygu, davranışları derinden etkileyen bir psikiyatrik durumlar grubunu tanımlıyor. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi’nden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, bu rahatsızlığın özellikle genç yaşlarda başladığını ve toplumda sanılandan daha yaygın olduğunu açıkladı. Beyaz’ın verdiği bilgilere göre, her 100 insandan 1 ila 2’si hayatında en az bir kez psikoz deneyimliyor.
Psikoz Nedir ve Hangi Hastalıkları Kapsar?
Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, psikozun kişinin gerçeklik algısını bozan, düşünce süreçlerini ve muhakeme yeteneğini etkileyen bir durum olduğunu belirtiyor. Bu geniş tanımın içerisinde şizofreni, sanrılı bozukluk, şizoaffektif bozukluk ve madde kaynaklı psikotik bozukluklar gibi çeşitli teşhisler yer alıyor. Beyaz önemli bir ayrıntıya dikkat çekerek, her psikotik bozukluk tanısının otomatik olarak şizofreni anlamına gelmediğini vurguluyor. Psikoz, kişinin dünyayı algılayış biçimini, duygusal tepkilerini ve davranışlarını temelden değiştirebiliyor.
Risk Faktörleri ve Tetikleyiciler Nelerdir?
Psikozun kesin nedenleri tam olarak bilinmese de, uzmanlar bir dizi risk faktörünü tanımlıyor. Genetik yatkınlık ilk sırada yer alıyor, ancak bu genlere sahip olmanın mutlaka hastalık gelişeceği anlamına gelmediği belirtiliyor. Çevresel tetikleyiciler arasında esrar, LSD, amfetamin gibi maddelerin kullanımı, alkol ve bazı reçeteli ilaçlar bulunuyor. Ağır psikolojik travmalar, örneğin sevilen birinin kaybı, cinsel saldırı veya savaş deneyimi de psikoza yol açabiliyor. Beyaz, travmanın türünün ve yaşandığı yaşın da gelişimde rol oynadığını ekliyor. Ayrıca, travmatik beyin hasarları, beyin tümörleri, felç, Parkinson, Alzheimer, demans ve HIV gibi nörolojik ve fiziksel hastalıklar da psikotik belirtilere neden olabilir.
Uyuşturucu bağımlılığı ve kronik uykusuzluk gibi faktörlerin de tetikleyici etkisi olduğu vurgulanıyor. Doktorlar, bu karmaşık etkileşimler nedeniyle psikozun her vakada farklı bir seyir izleyebileceğini ve sebebin her zaman net olarak tespit edilemeyebileceğini ifade ediyor.
Belirtiler ve Sinsi Başlangıç
Psikozun tipik bir başlangıç modeli bulunmuyor. Bazı vakalar aniden ve şiddetli belirtilerle ortaya çıkarken, diğerleri çok daha sinsi ve yavaş ilerleyebiliyor. Klinik Psikolog Beyaz, ilk belirgin ataktan yıllar önce bile sosyal izolasyon, akademik başarıda düşüş, konuşma miktarında azalma ve aktivitelere karşı ilgisizlik gibi silik sinyaller görülebileceğini aktarıyor. Bu değişimler o kadar yavaş gerçekleşiyor ki, aileler veya çevredekiler genellikle fark edemiyor. Çoğu zaman, ancak halüsinasyonlar veya sanrılar gibi daha belirgin belirtilerin görüldüğü ilk atakta bir uzmana başvuruluyor.
Psikozun ilk kez ortaya çıkma yaşı oldukça erken. Araştırmalar, ilk atakların çoğunlukla 12 ile 29 yaşları arasında gerçekleştiğini gösteriyor. Hastalığın görülme sıklığı cinsiyetler arasında fark göstermiyor; erkekler ve kadınlar benzer oranlarda etkileniyor. Her depresyon türü psikoz içermese de, psikotik özellikli depresyonda durum farklılaşıyor.
Psikotik Depresyon ve Tedavi Yöntemleri
Psikotik özellikli depresyonda, depresif tabloya sanrı ve varsanılar eşlik edebiliyor. Bu psikotik belirtiler genellikle depresif temayla uyumlu oluyor; örneğin, aşırı suçluluk, değersizlik hissi, cezalandırılmayı hak etme veya çürüyüp yok olma hezeyanları şeklinde kendini gösteriyor. İşitsel halüsinasyonlar (hakaret eden sesler duyma) veya koku halüsinasyonları (pislik kokuları alma) da görülebiliyor. Bu kombinasyon, bireyin işlevselliğinde ciddi kayıplara yol açabiliyor.
Tedavide zamanlama kritik önem taşıyor. İlk psikoz atağının ardından vakit kaybetmeden tedaviye başlanması, ilişkilerdeki ve günlük yaşamdaki olumsuz etkileri sınırlamaya yardımcı oluyor. Erken müdahale, psikotik bozukluğa bağlı sorunların şiddetini azaltabiliyor. Tedavi planı kişiye özel olarak belirleniyor ve genellikle iki ana bileşenden oluşuyor: ilaç tedavisi ve psikoterapi.
İlaç ve Terapi ile Kontrol Mümkün mü?
Uzman hekimler, semptomları azaltmak için antipsikotik ilaçlar reçete edebiliyor. Bu ilaçlar hap, sıvı veya enjeksiyon formunda olabiliyor ve halüsinasyonlar ile sanrıların şiddetini düşürerek, bireyin zihinsel berraklığını artırmayı amaçlıyor. İlaç tedavisi, hastalığın kontrol altında tutulmasında temel bir rol oynuyor. Eş zamanlı olarak, bilişsel davranışçı terapi (BDT) de önemli bir tedavi yöntemi. Düzenli terapötik görüşmeler, kişinin düşünce kalıplarını ve davranışlarını değiştirmesine, kalıcı iyileşme sağlamasına katkıda bulunuyor.
Klinik Psikolog Beyaz, kişinin kendisine veya başkalarına zarar verme riski taşıması veya davranışlarını kontrol edememesi durumunda hastanede yatarak tedavinin gerekli olabileceğini belirtiyor. Tedavi sürecinde, alkol ve uyuşturucu maddeden kaçınmak da uzmanların sıklıkla önerdiği yaşam tarzı değişiklikleri arasında yer alıyor. Doğru ve zamanında uygulanan tedavi ile psikozun yönetilebilir bir durum haline gelebileceği vurgulanıyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı