Uzun yıllar boyunca ileri yaş hastalığı olarak kabul edilen kolorektal kanserler, artık genç yetişkinlerde de sıkça görülmeye başlandı. Memorial Göztepe Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Süleyman Günay, bu artışın arkasında bağırsak florasındaki bozulmanın ve bazı bakterilerin ürettiği “kolibaktin” adlı toksinin etkili olabileceğini belirtiyor. Bu toksin, özellikle genç yaşta görülen kolorektal kanserlerde DNA hasarına yol açarak kanser riskini artırıyor.
Gençlerde Görülen Belirtiler Göz Ardı Edilmemeli
Genç yetişkinlerde makattan kanama çoğu zaman hemoroid sanılıyor, dışkılama düzenindeki değişiklikler ise strese veya beslenme bozukluğuna bağlanıyor. Oysa genç yaşta olmak, kolorektal kanser riskini ortadan kaldırmıyor. Son yıllarda 45 yaş altı bireylerde, özellikle rektal kanser vakalarında belirgin bir artış gözleniyor. Bu nedenle makattan kanama, dışkıda kan, açıklanamayan kansızlık, kilo kaybı, yeni başlayan kabızlık veya ishal gibi bulgular ciddiye alınmalı ve basit bir sorun olarak geçiştirilmemelidir.
Risk Faktörleri Sadece Genetik Değil
Kolorektal kanserlerde genetik yatkınlık önemli bir rol oynasa da hastalık yalnızca kalıtımla açıklanamıyor. Aşırı kilo, hareketsiz yaşam, sigara ve alkol kullanımı, sağlıksız beslenme, ultra işlenmiş gıdaların sık tüketilmesi ve bağırsak florasını etkileyen çevresel faktörler de riski artırıyor. Gereksiz antibiyotik kullanımı, bağırsak mikrobiyotasında dengesizliğe yol açarak sindirim sistemi sağlığını olumsuz etkiliyor. Bağırsak florası üzerine yapılan son araştırmalarda kolibaktin toksininin öne çıkması, sindirim sistemi sağlığının korunmasının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyor.
Belirti Beklemeden Tarama Yaptırın
Erken tanı, kolorektal kanserde tedavi başarısını doğrudan etkileyen en kritik faktör. Bu nedenle hiçbir şikayet olmasa bile 45 yaşından sonra kolonoskopi taraması yapılması öneriliyor. Ailesinde kolon veya rektum kanseri öyküsü bulunanlar ya da alarm belirtileri yaşayan kişilerde tarama yaşı doktor tarafından daha erken planlanabiliyor. Kolonoskopi sadece kanseri erken yakalamak için değil, aynı zamanda kanser gelişmeden önce riskli polipleri saptayıp çıkarmak için de hayati bir yöntem. Bu sayede bazı vakalarda kanser gelişimi başlamadan önlenebiliyor.
Erken Evrede Kesi Olmadan Tedavi Mümkün: ESD Yöntemi
Kolorektal kanser veya sindirim sistemindeki riskli lezyonlar erken evrede yakalandığında, her zaman büyük bir ameliyat gerekmiyor. Endoskopik Submukozal Diseksiyon (ESD) yöntemi, uygun hastalarda tümörlü ya da kanserleşme riski taşıyan dokunun herhangi bir kesi yapılmadan endoskopik olarak çıkarılmasını sağlıyor. Bu işlemde ağızdan veya makattan girilen ince bir endoskop kullanılıyor, karında kesi açılmıyor. Sadece hastalıklı alan hedefleniyor, sağlıklı organ dokusu mümkün olduğunca korunuyor. Hastalıklı doku milimetrik hassasiyetle çevresinden ayrılıp tek parça halinde çıkarılıyor.
Hasta Konforu ve Organ Koruyucu Tedavi Ön Planda
ESD işlemi sonrası süreç hastalar için genellikle daha konforlu geçiyor. Çoğu hasta aynı gün veya kısa süreli takip sonrasında taburcu edilebiliyor. Günlük yaşama ve işe dönüş süresi klasik cerrahiye göre daha kısa olabiliyor. Özellikle kalın bağırsak ve rektum lezyonlarında organ koruyucu yaklaşımlar yaşam kalitesi açısından büyük önem taşıyor. Ancak ESD her hastaya uygulanabilen bir yöntem değil; başarısı doğru hasta seçimine, lezyonun erken evrede saptanmasına ve işlemi gerçekleştiren ekibin deneyimine bağlı.
Sonuç olarak, genç yaşlarda görülen kolorektal kanser vakalarındaki artış, bağırsak florasındaki bozulma ve kolibaktin toksini gibi faktörlerin daha fazla araştırılmasını gerektiriyor. Uzmanlar, belirtileri hafife almamayı ve düzenli taramalarla erken tanının önemini vurguluyor. ESD gibi minimal invaziv yöntemler sayesinde erken evrede kanser tedavisi mümkün hale geliyor.
Kaynak: Beyaz Haber Ajansı