Üsküdar Üniversitesi’nden Çarpıcı Araştırma: Toplumlar da Çaresizliği Öğreniyor!

Üsküdar Üniversitesi'nden Çarpıcı Araştırma: Toplumlar da Çaresizliği Öğreniyor!

Üsküdar Üniversitesi’nden iki akademisyen, bireysel psikolojinin ünlü teorisi ‘öğrenilmiş çaresizlik’ kavramını toplumsal düzeye taşıyan ve kolektif öğrenilmiş çaresizlik adını verdikleri yeni bir teorik çerçeve geliştirdi. Prof. Dr. Tayfun Uzbay ve Prof. Dr. Barış Erdoğan’ın imzasını taşıyan bu çığır açıcı çalışma, uluslararası saygın dergi Theory and Society‘de yayımlandı. Araştırma, günümüz toplumlarının iklim krizi, ekonomik eşitsizlik ve demokrasi sorunları karşısında neden giderek daha pasif hale geldiğini açıklamak için önemli bir anahtar sunuyor.

Bireysel Teoriden Toplumsal Açıklamaya Geçiş

Çalışmanın temelini, psikolog Martin Seligman‘ın geliştirdiği öğrenilmiş çaresizlik teorisi oluşturuyor. Prof. Dr. Tayfun Uzbay, bu kavramın artık sadece bireylerle sınırlı olmadığını vurgulayarak, ‘tekrarlanan ve kontrol edilemeyen olumsuz deneyimler’ sonucunda bireylerin çaba göstermeyi bırakması şeklinde tanımlanan bu durumun, benzer bir mekanizmayla toplumlarda da ortaya çıkabileceğini belirtiyor. Makalede, kolektif öğrenilmiş çaresizlik, bir toplumun geniş kesimlerinin süregelen travmatik olaylar karşısında motivasyon kaybı yaşaması, değişim inancını yitirmesi ve genel bir pasiflik hali geliştirmesi olarak tanımlanıyor.

Toplumsal Norma Dönüşen Çaresizlik İnancı

Araştırmaya göre, bu süreç bireysel düzeyde kalmıyor; sosyal ağlar üzerinden yayılarak kolektif bir zihinsel çerçeveye dönüşüyor. Prof. Dr. Barış Erdoğan, başarısızlık deneyimlerinin paylaşılıp yayıldığını ve zamanla ‘ne yaparsak yapalım hiçbir şey değişmez’ inancının toplumsal bir norm haline geldiğini ifade ediyor. Bu durumun sadece psikolojik değil, aynı zamanda derin sosyolojik ve politik sonuçlar doğurduğuna dikkat çekiliyor. Örneğin, demokrasilerin gerilemesi, gelir adaletsizliği ve çevre krizleri karşısındaki toplumsal ataletin (eylemsizliğin) arkasında bu mekanizma yatıyor olabilir.

Üç Kritik Kavram Arasındaki Net Ayrım

Makalede, sıklıkla birbirine karıştırılan üç önemli kavram arasında net bir ayrım yapılıyor:

  • Kolektif travma: Savaş, doğal afet veya soykırım gibi toplumun maruz kaldığı sarsıcı olaylar.
  • Kolektif depresyon: Bu travmaların ardından ortaya çıkan yaygın umutsuzluk ve karamsarlık gibi duygusal sonuçlar.
  • Kolektif öğrenilmiş çaresizlik: Tekrarlanan başarısızlıklar sonucu oluşan, eylemin faydasızlığına dair inanç ve davranışsal pasiflik süreci. Negatif koşullar ortadan kalksa bile bu pasiflik devam edebilir.

Bu yönüyle, kavram yalnızca bir duygu durumunu değil, doğrudan eylemsizliği açıklayan bir çerçeve sunuyor.

Beyin ve Toplum Arasındaki Şaşırtıcı Benzerlik

Çalışmada dikkat çeken bir diğer nokta, beyindeki nöronlar arasındaki sinaptik bağlar ile toplumdaki bireyler ve kurumlar arasındaki etkileşim arasında kurulan benzetme. Beyindeki bağların zayıflamasının depresyona yol açtığı hatırlatılarak, toplumdaki sosyal bağların gücüne vurgu yapılıyor. Sosyal plastisite olarak adlandırılan bu kavram, toplumun travmalara uyum sağlama yeteneğini ifade ediyor. Araştırmacılar, eğitim, ifade özgürlüğü ve adil hukuk sistemlerinin toplumsal direnci artırırken; otoriter rejimler ve adaletsizliğin bu direnci kırarak kolektif öğrenilmiş çaresizliğe zemin hazırladığını belirtiyor.

Çözüm Yolları ve Demokratik Katılımın Önemi

Makale, sorunun çözümüne yönelik önemli ipuçları da sunuyor. Bireysel düzeyde öğrenilmiş çaresizliğin, harekete geçme ve kontrolü geri kazanma ile tersine çevrilebileceği görüşünden yola çıkarak, toplumsal dönüşüm için şu adımların kritik rol oynadığına işaret ediliyor:

  • Kurumsal reformların hayata geçirilmesi
  • Şeffaflık ve adaletin güçlendirilmesi
  • Sivil toplumun somut başarılar üretmesi
  • Demokratik katılımın yeniden inşası

Bu süreçler, toplumun sosyal plastisitesini güçlendirerek, kolektif çaresizlik döngüsünün kırılmasına yardımcı olabilir.

Disiplinler Arası Bir Köprü ve Gelecek Araştırmalar

Bu çalışma, sadece sosyoloji ve psikolojiyi değil, aynı zamanda nörobilim ve siyaset bilimini de içine alan disiplinler arası bir köprü kuruyor. Araştırmacılar, kolektif öğrenilmiş çaresizlik kavramının, günümüzün karmaşık toplumsal sorunlarını anlamak için güçlü bir araç olduğunu vurguluyor. Bu kavramın, farklı bilim dalları arasında daha derinlemesine incelenmesi ve gelecekteki araştırmalara yol göstermesi bekleniyor. Bu gelişme, akademik dünyada yeni bir tartışma alanı açarken, toplumsal müdahale stratejileri için de önemli bir teorik temel sağlıyor.

İlgili Haberler

Karşıyaka’da 50 Engelli Bireye Ücretsiz Ağız ve Diş Sağlığı Taraması

haberci

Bahar Göz Şikayetleri Artıyor: 5 Kritik Sorun ve Korunma Yolları

haberci

Boşanmada Kardeş Ayrılığı Çocuk Psikolojisini Nasıl Etkiliyor?

haberci
Yükleniyor....

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Gizlilik ve Çerez Politikası