Yemeği Aniden Kesmek Depresyonu Tetikleyebilir: Uzmanlar Uyarıyor

Yemeği Aniden Kesmek Depresyonu Tetikleyebilir: Uzmanlar Uyarıyor

Yıllardır süregelen bir beslenme alışkanlığını bir anda terk etmek, kişiyi sadece fiziksel değil, ruhsal açıdan da ciddi şekilde etkileyebilir. Üsküdar Üniversitesi’nin ev sahipliğinde düzenlenen III. Ulusal Beslenme ve Diyetetikte Güncel Yaklaşımlar Kongresi‘nde konuşan uzmanlar, özellikle obezite tedavisinde kullanılan katı diyetlerin depresyona yol açabileceği uyarısında bulundu. Kongre, ‘Bilimden Kliniğe Metabolik Sağlık’ temasıyla NP Sağlık Yerleşkesi’ndeki İbn-i Sina Oditoryumu’nda gerçekleştirildi ve birçok akademisyen ile klinisyeni bir araya getirdi.

Duygusal Açlık ve Beyindeki Ödül Sistemi

Kongrenin açılış konuşmasını yapan Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Türkiye’nin obezite sıralamasında dünyada üst sıralarda yer almasının altında yalnızca yanlış beslenme alışkanlıklarının değil, aynı zamanda psikolojik faktörlerin de yattığını vurguladı. Tarhan, yeme bozuklukları ile bağımlılık mekanizmalarının beyinde benzer süreçlerle işlediğini belirterek, burada beyindeki ödül sisteminin kritik bir rol oynadığını ifade etti. ‘Ödül yetmezliği sendromu’ olarak adlandırılan durumda beyindeki dopamin yetersizliği yaşandığını anlatan Tarhan, ‘Duygusal yeme’ dediğimiz durumda kişi aç olmadığı halde yemek yer. Üzüldüğünde ya da sevindiğinde yemek yiyerek duygusal boşluğu doldurmaya çalışır’ dedi.

Tarhan, yıllar önce tedavi ettiği bir hastanın hikâyesini anlatarak duygusal yemenin ne kadar derin bir anlam taşıyabileceğini gösterdi. Depresyondaki hastanın yemeğe neredeyse bir yaşam amacı yüklediğini dile getiren Tarhan, hastanın bir dahiliyeciye gittiğinde ‘onu yeme, bunu yeme’ uyarılarına verdiği tepkiyi aktardı: ‘Doktor Bey, ben yemeyeceksem niye yaşayayım ki?’ Bu örnek, yemeğin bazı bireyler için nasıl bir varoluş sebebine dönüşebileceğini çarpıcı bir şekilde ortaya koyuyor.

Ani Diyet Değişiklikleri Narsistik Yaralanmaya Yol Açıyor

Prof. Dr. Tarhan, uzun yıllar süren yeme alışkanlıklarının birdenbire kesilmesinin kişide ciddi psikolojik etkiler doğurabileceğine dikkat çekti. Bu durumun bazı hastalarda ‘narsistik yaralanma’ olarak adlandırılan bir ruhsal çöküntüye neden olabileceğini belirten Tarhan, şöyle konuştu: ‘Kişi duygusal yatırımını yemeğe yapmıştır. Onu elinden aldığınızda narsistik yaralanma yaşar ve depresyona girer. Bu nedenle beslenme uzmanları ve hekimler sadece yasaklayıcı bir yaklaşım benimsememeli.’ Tarhan, diyetisyenlerin hastanın psikolojisini anlaması gerektiğini, aksi takdirde diyete uyumun sağlanamayacağını sözlerine ekledi.

Küresel Obezite Krizi ve Çocuklardaki Artış

Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Arif Aktuğ Ertekin ise kongrede yaptığı konuşmada, dünya genelinde obezite oranlarının endişe verici boyutlara ulaştığını belirtti. Ertekin, ‘Dünya nüfusunun yaklaşık yüzde 30-35’i fazla kilolu ya da obez. 1 milyardan fazla obez insan var ve bu sayı hızla artıyor’ dedi. Özellikle çocukluk çağı obezitesindeki artışa dikkat çeken Ertekin, 5-19 yaş aralığında 177 milyondan fazla çocuğun obez olduğunu ve bu rakamın son 2-3 yılda büyük bir sıçrama gösterdiğini ifade etti. Pandemi sonrası hareketsiz yaşam ve işlenmiş gıda tüketiminin yaygınlaşmasının obeziteyi tetiklediğini vurgulayan Ertekin, mücadelenin bilimsel çalışmalar ve toplumsal bilinçlendirme ile mümkün olacağını söyledi.

Disiplinler Arası İş Birliği ve Genç Diyetisyenlere Çağrı

Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Müge Arslan da kongrenin farklı disiplinlerden uzmanları bir araya getirerek bilimin pratiğe dönüşümünü hedeflediğini belirtti. Arslan, genç diyetisyen adaylarının duygusal yemenin bağımlılık boyutunu da dikkate almaları gerektiğini vurguladı. Kongrede yeme bozuklukları, beslenme alışkanlıkları ve davranış kalıplarının ele alınmasının önem taşıdığını ifade eden Arslan, bu tür etkinliklerin sürekliliğinin bilimsel gelişim için kritik olduğunu sözlerine ekledi.

Sonuç olarak, uzmanlar obezite tedavisinde yalnızca yasaklayıcı diyetlerin değil, hastanın psikolojik durumunu da gözeten bütüncül bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiğini vurguluyor. Yemeğin duygusal bir bağlamda ele alınması ve ani kesintilerden kaçınılması, depresyon riskini azaltmada önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde bu alanda yapılacak multidisipliner çalışmaların, hem bireysel hem de toplumsal düzeyde daha etkili çözümler sunması bekleniyor.

İlgili Haberler

Türkiye’de İlk Kez 5G ile Uzaktan Robotik Ameliyat Gerçekleştirildi

haberci

Kocaeli’de Kadın Sağlığına Odaklanan Farkındalık Etkinlikleri Yoğun İlgi Gördü

haberci

Endometriozis: Her 10 Kadından 1’ini Etkileyen Hastalıkta Tanı 10 Yıl Gecikebiliyor

haberci
Yükleniyor....

Bu web sitesi deneyiminizi iyileştirmek için çerezler kullanır. Bunu kabul ettiğinizi varsayacağız, ancak isterseniz devre dışı bırakabilirsiniz. Kabul Et Devamını Oku

Gizlilik ve Çerez Politikası